Atılım Gazetesi Başyazı/ 1 Mayıs'ta icazetçi ayrışma ve mücadeleci Taksim iradesi
Toplumun yarısından fazlası faşist şeflik rejimine ve onun yasaklarına tepkiliyken, günden güne yayılmaya ve artmaya devam eden bu tepki kendisine akacak siyasi kanallar ararken, faşist yasakçılığa boyun eğmekle karakterize olan bir 1 Mayıs mitingi için "güçlü" tabiri kullanılamaz. Gücün, hele de siyasi mücadelede, öncelikle niteliksel bir özellik olduğu ve daha etkili mücadele biçimlerinde somutlaştığı unutulmasın.
1 Mayıs yaklaştıkça, bu yıl da işçi sınıfı ve ezilenlerin siyasal ve sendikal temsilcileri oldukları iddiasıyla hareket eden örgütlenmeler arasındaki politik ayrışma belirginleşiyor.
İstanbul'daki tabloya bakalım: 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi açıklama, forum ve çağrılarla işçilerin ve emekçilerin öncü mücadeleci iradesini cisimleştirme adımları atıyor. Buna karşılık DİSK, KESK, TMMOB ve TBB'nin dörtlü ortaklığı 1 Mayıs'ı yine Taksim kararlılığından soyundurma arayışında. İnisiyatif İstanbul Valiliği'ne Taksim'de olacağına dair bildirimde bulunurken, dörtlü ortaklık valiliğe izin başvurusu yapıyor ve daha başvurunun sonucu duyulmamışken kutlamayı Kadıköy'de gerçekleştireceğini dile getiriyor.
İşçileri ve kamu emekçilerini siyaseten faşist AKP-MHP blokuna bağlamakla yükümlü işbirlikçi konfederasyon yönetimlerinin tutumlarındansa burada uzun uzadıya söz etmenin lüzumu yok: Türk-İş adet yerini bulsun diye İstanbul Kartal'da olacak, Hak-İş Rize'de faşist şef Erdoğan'a selama duracak, Memur-Sen ve Kamu-Sen ise Ankara'da faşist bürokrasiye yakınlıklarını bir kez daha tescilleyecekler.
Biz DİSK, KESK, TMMOB ve TBB'nin ortak tutumlarını ele alalım.
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu "Taksim irademizden geri adım atmadan İstanbul'da Kadıköy meydanında yan yana geleceğiz" diyor. Gülünç! Faşist şefin valisinden izin alamadığınızda Taksim isteğinizden vazgeçeceksiniz, küçük bir ısrar belirtisi bile göstermeyeceksiniz, sonra Taksim iradesinden geri adım atmadığınızı söyleyeceksiniz. 1 Mayıs'ta Taksim meydanına ayak basma özlemini derinden taşıyan, faşist polis ablukasına meydan okuyarak bunun mücadelesini verme arzusu duyan en azından on binlerce işçinin bu sözlerinize öyle kolay ikna olacağını mı sanıyorsunuz? Hakikaten gülünç!
Dörtlü ortaklığın 1 Mayıs için aslında bir Taksim iradesi yok, daha ötesi, faşist şeflik rejimine karşı emekçilerin ve ezilenlerin başlıca sorunları, talepleri ve özlemleri uğruna kararlı bir mücadele ortaya koyma takati yok. Böyle olunca da faşist şeflik rejiminin izin-yasak mekanizması mücadelenin bütün sınırlarını belirliyor. Ama bu sınırlar içinde kalındıkça, izin-yasak mekanizmasını kırma eyleminden uzak duruldukça, ekonomik şartlarda ve sendikal haklarda iyileştirme yönlü taleplerin kazanılması da, sosyal ve siyasal alanda kısmi reformlara ulaşılması da olası değil. Bu yoldan işçiler ve ezilenler arasında mücadele umudunu ve azmini yeşertip büyütmek tümüyle imkansız.
İsrail'in Gazze'de taş üstünde taş bırakmayan soykırımcı Siyonist saldırganlığına bakın. Trump yönetiminin İslamabad'daki müzakere masasından anlaşmasız kalkarken Hürmüz Boğazı ablukasını başlatan açıklamasındaki emperyalist pervasızlığa bakın. Kürtleri ulusal siyasi statüden mahrum bırakmak için Rojava'da ve Başûr'da yerleştiği işgal sahalarında elinden geleni yapan, Rojhilat'a art arda tehditler yağdıran sömürgeci zorbalığa bakın. İmralı'da uzlaşı görüşmelerini sürdürürken Kürt ulusal varlığını tanımamakta, anadilde eğitim hakkını dahi kabul etmemekte ısrar eden ırkçı-inkarcı küstahlığa bakın. "Aile yılı" adı altında kadının prangasını daha da sıkma hesabı yapan, kadına yönelik şiddet faillerini durmaksızın aklayan rezil ataerkil tahakküme bakın. İşçileri yoksullaşma krizinin anaforuna atan, emeği işsizlik, pahalılık, güvencesizlik ve iş cinayetleri cenderesinde öğüten, çocuk işgücünü ölümüne sömüren gözü dönmüş sermaye tiranlığına bakın. Maden yağmasındaki, zeytinlik talanındaki, doğa yıkımındaki rantçı fütursuzluğa bakın. Söz, basın, toplantı, örgütlenme ve eylem hakları adına ne varsa gasp eden, her hafta CHP'li birkaç belediye başkanını hapse gönderen, sanatçısından gazetecisine bütün muhalifleri gözaltı ve tutuklama furyalarıyla, ağır hapis hükümleriyle kuşatan faşist Saray zalimliğine bakın.
Böyle bir dünya ve bölge tablosunda, böyle bir Türkiye ve Kürdistan gerçekliğinde, ezenlerin ve sömürenlerin yasakçılığına boyun eğerek, ezilenlerin ve sömürülenlerin özgür ve onurlu yaşamları için hangi yolu açabileceksiniz? 1 Mayıs'ta Taksim yasağını böyle kanıksadığınızda, Erdoğan'ın faşist saray diktatörlüğünden kurtulma isteğiyle yanıp tutuşan emekçilere ve ezilenlere hangi kurtuluş ufkunu gösterebileceksiniz
DİSK Başkanlar Kurulu'nun deyişiyle "güçlü, birleşik, coşkulu ve kitlesel bir biçimde" 1 Mayıs'ı kutlamak, Taksim'e izin çıkmayınca dümeni Kadıköy'e kırmakla değil, İstanbul'da Taksim hedefi etrafında birleşmekle mümkündür.
Kitlesellik kendi kendisinin amacı olamaz, üstelik gösterinin izinli oluşu ile kitle katılımının büyüklüğü arasında her zaman doğru orantı da bulunmaz. Yasaklı Taksim'de 1 Mayıs'ın "kitlesel" olamayacağını iddia etmek güya gerçekçiliğin gölgesine sığınmış kötümserlik ve güvensizlikten ibarettir. Mart 2025'te Saraçhane'de günlerce yasadışı biçimde toplanan, polis ablukasını yaran ve Taksim'i zorlayan o muazzam kitlesellik hatırlansın.
Toplumun yarısından fazlası faşist şeflik rejimine ve onun yasaklarına tepkiliyken, günden güne yayılmaya ve artmaya devam eden bu tepki kendisine akacak siyasi kanallar ararken, faşist yasakçılığa boyun eğmekle karakterize olan bir 1 Mayıs mitingi için "güçlü" tabiri kullanılamaz. Gücün, hele de siyasi mücadelede, öncelikle niteliksel bir özellik olduğu ve daha etkili mücadele biçimlerinde somutlaştığı unutulmasın.
1 Mayıs'ın "coşkulu" geçmesi onun işçiler ve ezilenler için moral yükseltecek, direngenlik yayacak, kazanma umudunu tazeleyecek, mücadele mevzilerini kuvvetlendirecek, daha etkili mücadelelere hazırlığı sağlayacak bir siyasi muharebe olarak hayat bulmasına bağlıdır. Yasağa boyun eğmek coşku yaratmaz. 2025 1 Mayıs'ında Kadıköy'deki coşkusuz mitingin tek coşkulu anının Taksim direnişi sloganlarıyla oluştuğu gerçeği anımsansın.
1 Mayıs'ın "birleşik" bir karakterde örgütlenmesini baltalayansa, işçilerin ve ezilenlerin ileri bölüklerinin Taksim isteğine ve özlemine sırtını dönen, emekçi sol hareketin bütünsel bir Taksim iradesi oluşturma girişimiyle ayrışan dörtlü ortaklıktır. Yıllarca süren Taksim yasağının parçalanması için DİSK yönetimi bugünkünden farklı olarak mücadeleci bir inisiyatif üstlendiğinde, 1 Mayıs'ta birleşik emekçi sol iradenin nasıl tecelli ettiği, Taksim meydanını nasıl özgürleştirdiği akla getirilsin.
1 Mayıs'ta bu yıl da Kadıköy'ü işaret etmekten ötesine geçmeyen sol kesimler, emekçiler ve ezilenler için hakiki bir mücadele iradesi ortaya koymaktan, bunun gerektirdiği cesareti sergilemekten ve bedelleri göze almaktan, kitlelerin konumlanabileceği daha ileri siyasi mevzileri ve 2 Mayıs'ı düşünmekten uzaklar. Macaristan'ın faşist şefi Victor Orban'ın geçen Pazar günü uğradığı seçim yenilgisi haberinin bu kesimler arasında sevinç rüzgarı estirmesinde ve faşist şef Erdoğan'dan seçim sandığıyla kurtulma hayalinin propagandasını ateşlemesinde şaşılacak bir yan yok. Zira işçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci-demokratik potansiyeline inançsızlık ve ancak burjuva parlamentarist müsamerelerle sonuç alınabileceğine nafile inanç, dolayısıyla siyasal ve sendikal mücadelelerde faşist şeflik rejiminin icazet sınırlarını aşmaktan sakınma refleksi bu kesimlerde çoktandır yüreklere ve akıllara çöreklenmiş halde.
Başta devrimci sosyalistler olmak üzere 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi ise işçi havzalarında, fabrikalarda ve işletmelerde, yoksul mahallelerde, okullarda ve kampüslerde, İstanbul 1 Mayıs'ını politik özgürlük kavgasının etkili bir uğrağına dönüştürmek için kolları sıvamış durumda. Faşist politik İslamcı, inkarcı sömürgeci, erkek egemen, sermayeci Saray rejimine karşı işçi sınıfı ve yoksullar, kadınlar ve gençler, aydınlar ve sanatçılar, özgür ve onurlu bir yaşam isteyen herkes için şimdi mücadeleci bir yol açma sorumluluğu İstanbul'da 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi'nin omuzlarında.
Öyleyse bu yoldan ilerleyip 1 Mayıs'ta Taksim'i fethe çıkmaya!