25 Şubat 2026 Çarşamba

Seçtiklerimiz / İran'da savaş senaryoları ve Kürtler - Yusuf Karadaş

Kürdistan coğrafyasının bölünmüşlüğü ve bölge gericiliklerinin Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikaları, daha önce Rojava'da da gördüğümüz gibi Kürt sorununu emperyalistler ve bölge gericilikleri arasındaki mücadelenin bir parçası haline getiriyor. İran'daki gelişmeler, Rojhilat'ın da böylesi bir mücadelenin parçası ve alanı olacağına işaret ediyor.

Gözler ABD ve İran arasında yarın (26 Şubat) Cenevre'de yapılacak görüşmelere çevrilmişken ABD'nin bölgeye (Ortadoğu) askeri yığınağı devam ediyor. Akdeniz ve Umman Denizi'ne aralarında dünyanın en büyük savaş gemisi USS Gerald R. Ford'un da yer aldığı 23 savaş gemisini yerleştiren ABD emperyalizmi bölgedeki hava gücünü de 2003 Irak müdahalesinden bu yana en yüksek seviyeye çıkardı. Bu askeri yığınak bir yandan yapılan görüşmelerde İran üzerinde caydırıcılık etkisini arttırmayı hedefliyor ama öte yandan da askeri müdahale/savaş olasılığını da ciddi biçimde arttırıyor. Ancak olası müdahalenin sonuçlarının öngörülemez olması nedeniyle müdahale sonrasına dair birçok senaryo tartışılıyor. İran'ın yanıt kapasitesi dahil olmak üzere bu belirsizlikler müdahale konusunda ABD cephesinde de tereddütlere yol açıyor. 

Öte yandan İran'da halkların molla rejimine karşı her iki-üç yılda bir kitlesel protestolara dönüşen tepkisi de giderek büyüyor. Geçtiğimiz yılın son günlerinde Tahran Büyük Çarşı esnafının başlattığı ama ülkenin birçok kentine yayılıp binlerce kişinin yaşamını yitirmesine yol açan gösteriler sönümlenmiş olsa da halkın huzursuzluğu devam ediyor. Çünkü bu çürümüş burjuva-oligarşik yönetimin en temel altyapı hizmetleri dahil yaşam koşulları giderek kötüleşen halka daha fazla baskı, şiddet ve yoksulluktan başka verecek bir şeyi bulunmuyor.

Ancak molla rejiminin dizginsiz terör politikasıyla devrimci-demokratik muhalif güçleri ezmiş olması, protestolara katılan örgütsüz halk kitlelerini büyük bir açmaza sürüklüyor. Bir yandan ABD ve İsrail, halkın protestolarını İran'a müdahalenin ama öte yandan da rejim bu müdahale tehdidini halka karşı dizginsiz terör ve şiddetin gerekçesi haline getirmeye çalışıyor. 

İran Kürtleri, özellikle 2022'deki Jina Amini ve son gösterilere örgütlü olarak katılma ve politik örgütleri arasında iş birliğini geliştirme tutumlarıyla bu genel tablodan ayrışıyorlar. Son eylemlerde aralarında KCK'nin İran kolu olan PJAK'nin (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) yer aldığı 7 Kürt örgüt, İran Kürdistan'ındaki Partiler Arası İşbirliği Diyalog Merkezi adı altında bir araya gelerek ortak tutumlarını açıklamışlardı. Bu iş birliği geçtiğimiz günlerde Rojhilat'ta (İran Kürdistanı) faaliyet yürüten 5 partinin (PJAK, İran Kürdistan Demokrat Partisi, Kürdistan Emekçileri Topluluğu, Kürdistan Özgürlük Partisi ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü) 'İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı' adı altında birleşerek ortak mücadele kararı almasıyla yeni bir boyuta taşındı. Ortak bildirgede "İran'da federal bir Kürdistan bölgesinin kurulması, rejime karşı diğer demokratik güçlerle iş birliği ve demokratik bir İran için mücadele" hedefi ortaya konuyor.

Kürdistan coğrafyasının bölünmüşlüğü ve bölge gericiliklerinin Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikaları, daha önce Rojava'da da gördüğümüz gibi Kürt sorununu emperyalistler ve bölge gericilikleri arasındaki mücadelenin bir parçası haline getiriyor. İran'daki gelişmeler, Rojhilat'ın da böylesi bir mücadelenin parçası ve alanı olacağına işaret ediyor. Türkiye'de tahmin edilebileceği gibi ırkçı-şoven çevrelerden ulusalcı-solculara kadar geniş çevreler, Kürtlerin aralarında oluşturdukları ittifakı, ABD-İsrail planı olarak görüyorlar. Suriye müdahalesinin öncülüğüne soyunduktan sonra Rojava'dan ağzı yanan Erdoğan rejiminin de İran'a yönelik müdahale konusunda benzer bir sonuçtan duyduğu kaygıyla ABD ve İran arasında ara buluculuk rolüne soyunmaya çalıştığı da biliniyor.

Oysa bugüne kadar yaşananlardan biliyoruz ki Kürtlerin ulusal-demokratik haklarını reddedip son örnekte olduğu gibi bunu ABD-İsrail planı ilan edenler, ne kadar karşısında görünürse görünsünler gerçekte emperyalistlerin bu sorunu kullanabilmesine ve emperyalist müdahaleye hizmet ediyorlar. 

İran, Türkiye'den sonra en fazla Kürt'ün yaşadığı ülke (90 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 10'u) olarak öne çıkıyor. İran Kürtleri, Kürtlerin ulusal-demokratik mücadelesi bakımından da özel bir önem taşıyor. İran'da modern Kürt milliyetçiliğinin öncüsü olarak kabul edilen Simko 1918'de Urmiye çevresinde yönetimi ele geçirmiş ve ulusal uyanışta önemli rol oynayan bir gazete (Rojî Kurd) çıkarmıştı. Yine İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın hemen sonrasında ocak 1946'da Sovyetlerin desteğiyle Mahabad Kürt Özerk Cumhuriyeti kurulmuş ancak Sovyetlerin İran'dan çıkmak zorunda kalması sonrasında bu özerk cumhuriyet, ABD ve İngiliz emperyalistlerin desteklediği İran ordusunun saldırısı sonucu aralık 1946'da yıkılmıştı. Daha sonra İran KDP'sinin yanı sıra Komala gibi Kürt örgütleri Şah rejimine karşı mücadelede yer almış; 1979'daki devrimden sonra iktidarı ele geçiren Humeyni gericiliği diğer devrimci muhalif güçler gibi Kürtlere karşı da "cihat" ilan ederek Kürt muhalefetini şiddetle bastırmıştı. Molla rejimi, 1980-1988 arasındaki İran-Irak savaşının son ermesinden sonra Viyana'da görüşmelere davet ettiği İran KDP'sinin Lideri Kassemlu'yu da katletmişti. 2004'te kurulan PJAK; yakın dönemde Kürt örgütleri arasında öne çıkmış, 2011'de Suriye müdahalesinin başlamasının ardından İran rejimi ile ‘ateşkes' ilan ederek bu müdahaleye karşı tutum almıştı.

Peki, bugün yaşanan gelişmeler karşısında nasıl bir tutum almak gerekiyor?

Bizler bakımından bu sorunun yanıtı nettir: Bir yandan ABD-İsrail müdahalesine karşı çıkmak ama öte yandan Kürtlerin kendi aralarında kurdukları ittifakı ve onun bir parçası olduğu halkların demokratik iş birliği ve mücadelesini desteklemek. 

Bu iki tutum ilk bakışta çelişkili gibi görünebilir: Emperyalist müdahalelerin bölge halklarına demokrasi ve özgürlük getirmediği; aksine ülkeleri etnik, dinsel, mezhepsel gerilimlere ve yıllarca devam eden iç savaşlara ve yıkıma sürüklediklerini söylemek için uzağa gitmeye gerek yok. Bölgede son yirmi yılda yaşananlara bakmak yeter. Yine İran'da 1951'de demokratik yollardan yönetime gelerek İngiliz emperyalizmine karşı ve halk yanlısı reformcu politikalar izleyen Musaddık'ın 1953'te ABD-İngiliz darbesiyle devrilmesi hâlâ hafızalardadır.

Öte yandan halkların öfkesi ve tepkisi arttıkça bu çürümüş rejimler, kendi iktidarlarını korumak için baskı ve şiddet politikalarına daha fazla sarılıyor. Dolayısıyla diğer bölge halkları gibi İran halklarının da yıllardır içine sürüklendikleri emperyalist müdahale ile rejimin şiddeti kısır döngüsünden kurtulmak için kendi demokratik mücadele ve örgütlülüklerini büyütmekten başka bir seçenekleri bulunmuyor. İran ve bölge halkları ya geleceklerini kendi demokratik örgütlülük ve mücadeleleri ile belirleme yolunda ilerleyecek ya da yüz yıldır olduğu gibi bugün de kaderlerinin emperyalistler ve bölge gericilikleri arasındaki mücadele tarafından çizilmesine razı olacaklar.

Yazının kaynağı; https://www.evrensel.net/yazi/98761/iran-da-savas-senaryolari-ve-kurtler