Münih Konferansı: Yeni sömürgecilikten yeniden sömürgeciliğe
Umut Gazetesi Yazarı Cenk Ağcabay, Dayanışma Yazıları kampanyası kapsamında yazdı.
Emperyalizmin politik temsilcilerinin önemli politik buluşmalarından biri olan Münih Güvenlik Konferansı, Transatlantik ittifakı içindeki gerilim ve farklılaşmanın daha görünür hale geldiği günlerde gerçekleşti. Tam da sürecin temel karakterine uygun olarak konferansın teması "Yıkım" olarak belirlenmişti. Yıkılan esas olarak "kurallara dayalı düzen" olarak ifade edilen, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası ABD merkezli oluşan emperyalist-kapitalist sistemdi. Sistemi yıkan kendi iç çelişkileriydi.
Konferansa rengini ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun konuşması verdi. Rubio konuşmasında, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası oluşan dünya politik güç dengelerini tasvir ederken, emperyalizmin hareket alanını daraltan "Sovyet komünizminin yükselişi", "komünist devrimler ve sömürgecilik karşıtı ayaklanmalar"a işaret etti. Rubio son derece doğru bir noktaya işaret etmişti. Emperyalizmi sevimli görünmeye zorlayan karşı karşıya olduğu meydan okumaydı. Ayağa kalkan ezilen halklar ve dünya proletaryası meydan okuyordu.
Emperyalizmin bu büyük meydan okumaya karşı tutumu sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçiş oldu. "Kurallara dayalı düzen" olarak ifade edilen esas olarak bağımlı ülkelerde oluşturulan yeni egemenlik ilişkileri, yerli işbirlikçilere daha fazla alan açan bir sömürgeci modeldi. Emperyalizm bu modeli ilk olarak Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası kurulan Manda Devletleri aracılığıyla Ortadoğu, Afrika ve Pasifik'te uygulamıştı. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası uygulanan yeni sömürgecilik bu deneyimler temel alınarak geliştirildi.
Rubio konuşmasında, bu dönemin bittiğini ve emperyalist egemenliğin sürdürülebilmesi için yeni sömürgecilikten yeniden sömürgeciliğe geçişin gerekliliğini dile getirdi. Rubio'ya göre, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası oluşan dünya politik güç dengeleri, "Batı'nın genişlediği döneme" son vermişti. Böyle olduğu için, "dünya geneline yayılan büyük imparatorluklar" sona ermişti. Şimdi kolektif Batı'nın yeniden ayağa kalkıp, harekete geçmesi gerekiyordu. Tıpkı Trump'ın Amerika'yı Yeniden Büyük Yapmak sloganı gibi, Rubio Batı'ya yeniden sömürgecilik hedefini gösteriyordu. Oysa bu hedef yeni değildi.
ABD emperyalizminin yeni sömürgecilikten yeniden sömürgeciliğe yolculuktaki ilk hamlesi, Sovyet çözülüşü sonrası Irak savaşı olmuştu. Irak savaşı yolun düşünüldüğü kadar pürüzsüz ve engelsiz olmadığını gösterdi. ABD emperyalizmi yeniden sömürgecilik yoluna çıkarken ideolojik doğrultu olarak Medeniyetler Çatışması tezini temel almıştı. Rubio'nun konuşması da Medeniyetler Çatışması tezinin temelleri çerçevesinde şekillendirilmişti. Rubio Avrupalı vasallarına, gelecek ufku gösterirken, geçmişe işaret ediyordu. Rubio bunu şöyle ifade etmişti: "Biz Amerikalılar için vatanımız Batı Yarımküre olabilir, ancak biz her zaman Avrupa'nın çocukları olacağız. Aynı büyük ve asil medeniyetin mirasçılarıyız." Asil ve büyük medeniyet yeniden genişlemeli ve şaha kalkmalıydı.
Rubio'nun Münih konuşması, Avrupalı vasallarına yönelik uyarılarla yüklüydü. Bu tehlikeli dünyada ayakta kalmak istiyorlarsa ABD ile uyumlu olmaları ve kendi üzerine düşenleri yapmaları gerekiyordu. Rus tehdidi enselerinde değil miydi? Onlar bunu görmeyip, ucuz Rus enerjisine tav olup tüm Avrupa'yı büyük bir tehlike altına sokmamış mıydı? Trump yönetiminde ABD onlara girmeleri gereken yolu gösteriyordu: Daha fazla ABD silahı ve enerjisi satın almak, kendi pazarlarını ABD sermayesine alabildiğine açmak. Rubio Avrupalı vasallarına bu tekinsiz zamanlarda, tehlikelerle dolu ormanda yalnız yürüyemeyeceklerini anımsatıyordu. "Kurallara Dayalı Düzen" yoksa her yer tehlike doluydu.
"Avrupa'nın çocukları" Avrupa'yı haraca bağlamanın yol ve yöntemlerini bu kez Münih'te açık olarak ortaya koydu. Vasallarına yürünmesi gereken yolu gösterdi. Gelgelelim, bu yoldan hiçbir yere ulaşmaları mümkün değil. Rubio'nun öfkeyle andığı gibi, dünya proletaryası ve ezilen halklar ayağa kalkmış ve onlara dünyayı dar etmişti ve bunu da en iyi vasalları biliyordu. "Dünya geneline yayılan büyük imparatorluklarını" istedikleri için değil, dünya proletaryasının ve ezilen halkların yükselen mücadelesi nedeniyle sona erdirmişlerdi.
Amerikan emperyalizmi Münih'te dünya egemenliği hedefi doğrultusunda yeniden sömürgecilik pratiğiyle yol alma hedefini Rubio ağzından dünyaya ilan etti. Bu dünya proletaryası ve halklarına yönelik açık bir savaş ilanıdır. Rubio'nun konuşması, açılan dönemin karakterini net olarak kavramak için önemli veriler sunmaktadır. Emperyalist-kapitalizmin derin krizi sömürgeciliği, savaşı ve baskıyı onun var oluş koşulu haline getirmektedir. Devrimci, emekçi güçlerde bu konuda hiçbir yanılsamaya yer olmamalıdır. Sürecin karakterine uygun devrimci bir konumlanış yaşamsal önemdedir. Dünya proletaryası ve ezilen halklar tarihlerinden aldıkları büyük güçle ayağa kalkacak, zombi kapitalizmin dünyayı taşıdığı büyük yıkıma dur diyecektir.
Devrimci sosyalist güçlerin yol açıcılığı, inat ve kararlılığı bu noktada belirleyici olacaktır. Yaratıcılık, cesaret ve kararlılık hiç olmadığı ölçüde önem kazanmıştır; uzun ve zorlu bir yolculuk için yola koyulma zamanıdır.