12 Şubat 2026 Perşembe

Franziska Stier: Rojava'da halk özgürlük istiyor

Siyasi Haber editörü Mehmet Murat Yıldırım, ajansımıza yönelik siyasi kırım saldırısına karşı başlattığımız kampanya kapsamında bu haberi ETHA için hazırladı. 

BastA! (Basels starke Alternative!) Genel Sekreteri ve Basel Kantonu Parlamentosu üyesi Franziska Stier, cihatçı HTŞ çetelerinin Rojava'ya dönük saldırılarının yaşandığı dönemde Rojava'ya giden ilk uluslararası heyetin içinde yer aldı. Stier, ziyaretin ayrıntılarını  ve Rojava'daki gözlemlerine dair soruları yanıtladı.

Ocak ayında başlayan çatışma sürecinin ardından Rojava'ya giden ilk uluslararası heyette yer aldınız. Bu ziyaret nasıl şekillendi?
Ocak ayının başlarında Halep'teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıların ardından başlayan çatışma sürecinden sonra bölgeyi ziyaret eden ilk uluslararası heyettik. Katılım konusunda ilgi büyüktü ancak birçok kişi planlarını kısa sürede değiştiremedi. Sonuçta heyet, çoğunluğu İsviçre'den gelen on iki siyasetçi, sanatçı ve insan hakları aktivistinden oluştu. Heyet içinde farklı görevler üstlenildi. Kimileri sosyal medya üzerinden bilgilendirme yaptı, kimileri görüşmeler için tematik sorular hazırladı. Ben daha çok resmi makamlarla temas ve İsviçre'ye dönük medya çalışmalarıyla ilgilendim. İsviçre'de arka planda çalışan destek ekibinin katkısı da çok önemliydi.

30 Ocak'ta imzalanan ateşkes anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anlaşmadan önceden haberdar değildik. İlk anda rahatladık çünkü kanın duracağını düşündük. Ancak kısa sürede bunun bir barış anlaşması olmadığını, ciddi belirsizlikler barındırdığını fark ettik. Bu anlaşma kan dökülmesini durdurmak için gerekliydi. Halk yaşamak zorunda. Ama kimse memnun değil. Çünkü mesele sadece silahların susması değil.

'ENTEGRASYON GÜNDEMİ KAYGI YARATIYOR'
Rojava yönetimi ateşkesi nasıl değerlendiriyor?
Görüşmelerde açıkça ifade edildi; Rojava'nın Suriye'de oluşabilecek yeni ulus-devlet yapısına zorunlu entegrasyon süreci gündemde. Bu, ciddi bir kaygı yaratıyor. İnsanlar barış ve özgürlük istiyor. Ancak bu iki kavram anlaşma metninde açık biçimde yer almıyor. Şimdi mücadele politik alanda sürecek. Demokratik kazanımların korunması için yeni bir süreç başlayacak.

'HTŞ TEK TEHDİT DEĞİL'
Sahadaki güvenlik durumu nasıl?
HTŞ tek tehdit değil. Türkiye'ye yakın cihatçı gruplar ve IŞİD hücreleri bölgede varlığını sürdürüyor. Uyuyan hücreler hem Rojava hem Avrupa için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Qamışlo'da yaşam büyük ölçüde seferberlik ruhuyla devam ediyor. Mahalle nöbetleri tutuluyor. İnsanlar geceleri ateş yakarak bir araya geliyor, şarkılar söylüyor. Aynı zamanda kontrol noktalarıyla güvenlik sağlanmaya çalışılıyor.

Toplumun, özellikle kadınların tutumu nasıl?
Konuştuğumuz kadınlar, bir cihatçı rejime boyun eğmeyeceklerini açıkça ifade etti. Toplum içindeki konumları için çok mücadele ettiler ve bunu bırakmayacaklarını söylediler. Kadın haklarının anayasal güvenceye kavuşmasını istiyorlar. Bu mücadele soyut bir otonomi için değil. Rojava'yı var eden insanların hayatı için. Ateşkes kanı durdurmak için imzalandı ama bu bir barış anlaşması değil.

EMPERYALİSTLERİN İKİYÜZLÜ POLİTİKASINA VURGU
Anlaşmanın geleceği sizce neye bağlı?
Uluslararası aktörlerin tutumuna bağlı. Batılı hükümetlerin cihatçı geçmişe sahip figürlerle kurduğu ilişkiler ciddi bir çelişki yaratıyor. Eğer gerçekten demokrasi ve insan haklarından söz ediliyorsa bunun sahada da karşılığı olmalı. Acil insani yardım ve uluslararası güvenlik garantileri gerekiyor. Aksi halde belirsizlik devam eder.

Rojava'daki özgürlük anlayışını nasıl gözlemlediniz?
Biz genelde özgürlüğü baskının olmaması olarak düşünürüz. Rojava'da ise birlikte yaşamı kurma özgürlüğü söz konusu. Özgürlük bir durum değil, her gün yeniden kazanılan bir süreç. Demokrasi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve ekoloji değerleri bu anlayışın temelini oluşturuyor.

'AVRUPA ARTIK TARAFSIZ KALAMAZ'
Avrupa kamuoyuna ne söylemek istersiniz?
Avrupa artık tarafsız kalamaz. Rojava'daki gelişmeler sadece Suriye'nin iç meselesi değil. Burada demokratik, kadın özgürlükçü ve çok kimlikli bir yaşam modeli savunuluyor. Ocak ayından bu yana binlerce kişinin kayıp olduğu belirtiliyor. Qamışlo'da çok sayıda okul barınma alanına dönüştürülmüş durumda, eğitim aksıyor. İnsanların battaniyeye, ilaca, çocuk mamasına ihtiyacı var.Rojava'daki mücadele etnik ya da dini bir savaş değil. Bu, demokratik bir toplum modelinin hayatta kalma mücadelesi. Avrupa bunu görmeli ve sorumluluk almalı.