EMEP Milletvekili Sevda Karaca'dan dayanışma mektubu: Yalnız değiliz
EMEP Milletvekili Sevda Karaca, ajansımızla dayanışmak amacıyla bir mektup kaleme aldı.
Sevgili kız kardeşlerim,
Bu mektubu hem ETHA ile dayanışmak hem de birbirimize güç vermek için yazıyorum size. Fabrika önlerinden, grev çadırlarından, atölyelerin dar koridorlarından, gece vardiyalarından, boş beslenme çantalarından, yorgun ellerimizden geçerek geliyor bu sözler.
Yaşadıklarımız bu ülkede kurulan düzenin gerçeği. Yoksulluk, güvencesizlik ve şiddet hayatımızda ayrı ayrı başlıklar değil. Hepsi birbirine dolanmış halde, her gün yeniden önümüze konuluyor. İş yerinde yaşadığımız baskı eve taşınıyor; evdeki yoksulluk ertesi gün iş yerinde daha fazla sessiz kalmaya zorlanmamıza yol açıyor.
Yoksulluk artık yalnızca sofradaki ekmeğin küçülmesi değil. Hayatın tamamını kuşatan bir güvencesizlik hali. Geçinemediğimiz için daha uzun saatler çalışmak zorunda kalıyoruz, daha tehlikeli işlere razı edilmek isteniyoruz. İş kazaları, yangınlar, patlamalar sıradanlaştırılıyor. Bize "kader" denilen şeyin ardında patronların kârı, devletin cezasızlığı var.
Bir sabah işe giderken güvenceli sandığımız işin yerinde olmadığını öğrenebiliyoruz. Yerimize bir İŞKUR programı üzerinden geçici bir işçi konulabiliyor. Maaşımıza yapılan zam daha cebimize girmeden eriyor. Zorunlu mesaiye itiraz ettiğimizde kodlarla tehdit ediliyoruz. Performans hedefleri yükseltilirken molalarımız kısaltılıyor, üç kişinin işi tek bir kadının sırtına yükleniyor. Yalnız bırakılmak isteniyoruz.
İş yerlerinde maruz kaldıklarımız yalnızca daha fazla çalıştırılmak değil. Aşağılanmak, denetlenmek, korkutulmak. Su içmenin saate bağlandığı, tuvaletlerin kilitlendiği, bantta çalışan kadınlara tek tuvalet kartı verilen yerleri biliyoruz. Regl dönemlerimizin sorgulandığını, tuvalet süremiz yetmediği için aşağılandığımızı, hakaretlere maruz kaldığımızı biliyoruz. "Size ekmek veriyoruz" denilerek susturulmaya çalışıldığımızı biliyoruz.
İtiraz ettiğimizde neler olduğunu da biliyoruz. İşten atılma tehdidini, tazminatsız bırakılmayı, ailelerimizle ve özel hayatımızla tehdit edilmeyi. Kürtaja zorlanan, düşük yaptıktan sonra ertesi gün işe çağrılan, gelmediği için kapının önüne konulan kadınların yaşadıkları bizim ortak gerçeğimiz. Sipariş dönemlerinde günlerce eve gidemeden çalıştırıldığımızı, fabrika tuvaletlerinde saç yıkamak zorunda kaldığımızı, bantların altında nöbetleşe uyuduğumuzu biliyoruz.
Yoksulluk iş yerinde bitmiyor, evde devam ediyor. Kira, fatura ve gıda arasında sıkışıyoruz. Çocuklarımızın beslenme çantasına ne koyacağımızı her akşam yeniden hesaplıyoruz. Gece vardiyasında verilen yemeği yemeyip sabah çocuğumuza kahvaltı olsun diye çantamıza koyduğumuz oluyor. "Kendimizden vazgeçtik" diyen kadınların sayısı bu yüzden artıyor.
Çocuklarımız da bu yoksulluğun içinde büyüyor. Okula aç giden çocukları, beslenme çantası boş olduğu için utananları, çalışmak zorunda kaldığı için okuldan kopanları görüyoruz. Devlet bir öğün ücretsiz yemek vermediğinde bunun çocuk işçiliğinin yolunu nasıl açtığını yaşıyoruz.
Bütün bunlar olurken bize "Eğer şiddete uğrarsanız işaret verin" deniliyor. Kampanyaya bak! Oysa işaretler ortada. Şiddet artıyor, yoksulluk derinleşiyor, güvencesizlik yayılıyor. Ama sorumluluk yine bize yükleniyor. Sığınmaevleri açılmıyor, kreşler yok, şiddeti önleyecek mekanizmalar işlemiyor. "Aile" denilerek hayatımız daha da daraltılıyor.
Buna rağmen susmuyoruz. Grevlerde, direnişlerde, fabrika önlerinde en önde yine biz varız. Tacizi, mobbingi, baskıyı, yoksulluğu anlatıyoruz. Sendikalaşmak istediğimizde karşımıza patronla birlikte devlet çıkıyor; polis barikatları, gözaltılar, yasaklar önümüze konuyor. Ama geri adım atmıyoruz.
Çünkü kreş talebinin, bir öğün ücretsiz yemeğin, insanca ücretin ne demek olduğunu en iyi biz biliyoruz. İş yerindeki şiddetin ve mobbingin örgütlü mücadeleyle aşılabileceğini yaşayarak görüyoruz. Yan yana geldiğimizde korkunun yerini cesaretin aldığını biliyoruz.
Bu mektubu 8 Mart’a giderken yazıyoruz. Önümüzde zor bir yıl var. Ama bu yıl yalnızca daha fazla yoksulluk ve güvencesizlik yılı olmak zorunda değil. Asgari ücretin insanca yaşam düzeyine çıkarılması, eşit işe eşit ücret, güvenceli iş, iş cinayetlerine karşı yaşam hakkı, kamusal kreş, barajsız sendika ve yasaksız grev hakkı bizim hayatımızla ilgili.
Bizi yalnızlaştırmak istiyorlar. Oysa gücümüz yan yana geldiğimizde ortaya çıkıyor. Kurtuluş tek tek dayanmakta değil; örgütlü, birleşik bir mücadelede. Bunu biliyoruz, yaşıyoruz, öğreniyoruz.
Bu mektup bir çağrıdan çok bir hatırlatma. Yalnız değiliz. Yaşadıklarımız kader değil. Bu düzen değişebilir. Ve bu değişimin en güçlü gücü, bugün en ağır yükü taşıyan kadın işçiler.
Son sözüm, kadın işçilerin yaşadığı bu gerçeklerin peşine düşen, bu gerçeklerin üstünün örtülmesine izin vermemek için klavyesini, kamerasını hayatlarımızdan eksik etmeyen, bize anlatılan yalanlar karşısında tek tek gerçeğimizi hepimizin ortak gerçeği olarak göstermek için korkmadan yılmadan gazetecilik yapan kız kardeşlerime… Nadiye’ye, Pınar’a, Elif’e… Kadınların susmayacağının, geri adım atmayacağının örneklerisiniz. Gerçeğimiz özgürlüğümüz olana dek dayanışmamız da mücadelemiz de eksilmeyecek.