Dünyada ezilenlerin öfkesi büyüyor
Kolektif Mücadele Dergisi yazarı Şemdin Şimşir, Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.
Emperyalist saldırganlığın derinleşmesi ve buna paralel olarak otoriter, gerici yönetimlerin içeride baskıyı tırmandırması; sistemin sürüklendiği çok yönlü krizin ve yükselen toplumsal muhalefet karşısındaki korkunun ifadesidir. Ekonomik krizler, savaş politikaları, hak gaspları ve demokratik alanın daraltılması yalnızca belirli coğrafyalara özgü değildir; küresel ölçekte yaygınlaşan bir yönelimi ifade etmektedir.
Gerek dünyada gerekse Türkiye’de yaşanan siyasal ve ekonomik gelişmeler, geniş halk kesimlerinde biriken öfkenin ve adalet arayışının giderek derinleştiğini göstermektedir. Gelir eşitsizliğinin artması, emekçilerin yoksullaşması, gençlerin geleceksizlik duygusuyla kuşatılması, kadın kırımlarının her geçen gün artması ve örgütlenme alanlarının baskı altına alınması; kitlelerin mevcut düzene yönelik sorgulamasını büyütmektedir. Bu sorgulama artık yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda güçlü bir alternatif arayışıdır.
Devletler artan toplumsal huzursuzluk karşısında güvenlikçi politikaları tahkim ederken, toplumsal muhalefete yönelik baskılar, gözaltılar, tutuklamalar ve kriminalizasyon uygulamaları devreye sokulmaktadır. Ancak tarihsel deneyimler göstermektedir ki baskı arttıkça dayanışma ihtiyacı da büyür. Emekçilerin, kadınların, gençlerin ve ezilen kimliklerin talepleri ortaklaştıkça yalnızlık duygusu zayıflar; yerini kolektif mücadele bilinci alır. Kitleler, sorunlarının bireysel değil yapısal olduğunu daha açık biçimde kavramaktadır.
Türkiye’de yüksek enflasyon, işsizlik, güvencesizlik ve ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar; devrimci ve sosyalist kurumlara dönük süren operasyonlar ve baskılarla birlikte geniş kesimlerde adalet ve eşitlik talebini güçlendirmektedir. Dünya genelinde ise neoliberal politikaların yarattığı tahribat, kamusal hizmetlerin tasfiyesi ve sermaye lehine derinleşen eşitsizlikler; halkların sisteme dönük eleştirisini keskinleştirmektedir. Tüm bu gelişmeler, direniş dinamiklerini besleyen maddi ve toplumsal bir zemin yaratmaktadır.
DİRENİŞİN MEŞRUİYETİ, DAYANIŞMANIN GÜCÜ
Bugün büyüyen isyan duygusu rastlantısal bir öfke değildir; tarihsel ve toplumsal koşulların ürettiği meşru bir itirazdır. Ancak bu itirazın kalıcı ve dönüştürücü bir güce dönüşmesi, örgütlü, bilinçli ve dayanışmacı bir hatta ilerlemesine bağlıdır.
Direniş yalnızca karşı çıkmak değildir; aynı zamanda birlikte üretmek, birlikte savunmak ve birlikte yeniden kurmaktır. Dayanışma ise baskı dönemlerinde en güçlü toplumsal dayanak haline gelir. İşçinin işçiyle, öğrencinin öğrenciyle, kadınların ve tüm ezilenlerin birbirleriyle kurduğu bağ; korku siyasetini boşa düşüren temel güçtür.
Bugün ihtiyaç duyulan; mücadele eden tüm toplumsal dinamikler arasında kalıcı bağlar kurmak ve ortak talepler etrafında birleşik, demokratik bir zemin oluşturmaktır. Devrimci ve sosyalist kurumlar arasındaki dayanışmanın yükseltilmesi yalnızca bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluktur. Parçalı ve dağınık tepkiler yerine ortaklaştırılmış, ilkeli ve halktan yana bir mücadele hattı örülmelidir.
MÜCADELEYİ BÜYÜTME SORUMLULUĞU
İçinden geçtiğimiz koşullar, devrimci güçlerin edilgen değil etkin bir rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu rol; kitlelerin öfkesini körüklemek değil, onu bilinçle buluşturmak; umutsuzluğu değil örgütlü umudu büyütmektir. Mücadeleyi daha ileri mevzilere taşımak; demokratik hakların savunulmasından emek mücadelesinin güçlendirilmesine, yerel direnişlerin ortaklaştırılmasından uluslararası dayanışma ağlarının geliştirilmesine kadar geniş bir alanı kapsamaktadır.
Karanlığın yoğunlaştığı dönemler aynı zamanda dayanışmanın en görünür olduğu dönemlerdir. Umut; halkların çoğunluğunda, emekçilerin kolektif gücünde ve eşitlik talebinin meşruiyetinde yatmaktadır.
Ezilenlerin öfkesi büyüyor. Bu öfkeyi kalıcı bir toplumsal dönüşüm iradesine dönüştürecek olan; örgütlü direniş, güçlü dayanışma ve ortak mücadele bilincidir. Sosyalistler açısından görev açıktır: Mücadeleyi büyütmek, dayanışmayı yükseltmek ve halkların eşitlik ve özgürlük talebini daha güçlü bir toplumsal hatta taşımaktır.