BEKSAV'lı devrimci sanatçılar neden hedefte?
Umut Demir, ajansımıza yönelik siyasi kırım saldırılarına karşı başlattığımız Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.
“Devrimci sanat nedir?” sorusu, kuşkusuz bazı dönemler farklı çevrelerin ve yazarların gündemine gelir; bu soruya verilecek çeşitli yanıtlar da mutlaka vardır. Ancak burada asıl meselemiz, BEKSAV emekçisi devrimci sanatçıların üretimleri üzerinden şu soruyu sormaktır: Bu üretimler, kapitalist devletin “devletliğinden” neyi koparmayı hedefler veya 5 devrimci sanatçının diğer 76 sosyalistle beraber savcılık sorgusu bile yapılmadan bir yargı "tiyatrosuyla" tutsak edilmesinin altında yatan neden nedir?
Burjuva devlet ve onun ideolojik araçları düşünüldüğünde, kültür ve sanat politikalarından ezilenlerin lehine bir sonuç çıkması mümkün değildir. Burjuva toplumun sanat anlayışı bireyselliği ve kişisel deneyimi merkeze alırken, devrimci sanat bunun karşısına kolektif bilinci ve kolektif hafızayı koyar. Çünkü burjuva kapitalist devlet korkuyu üretir; piyasa ilişkileri ise yalnızlığı. Sürekli yeni tehditler yaratarak yan yana gelemeyecek sınıfları yapay biçimde yan yana getirmeye çalışır ya da tersinden işçi sınıfı ve ezilenleri burjuvazinin çıkarlarına dolaylı biçimde tabi kılmaya yönelir. Bu, sistemin devamlılığı açısından olmazsa olmazdır. İçi kof bir milliyetçilik ve şovenizmle zehirleme; millî maçlar, sahte algı operasyonları ve çeşitli manipülasyonlar yoluyla yoksulluk ve varoluşsal krizin etkisini azaltma çabasına girer. Ancak mesele çok daha yapısal ve çözümsüzdür.
Üretimin toplumsal karakteri ile özel mülkiyetin bireysel karakteri arasındaki karşıtlık, temel çelişkiyi oluşturur. Ancak bu çelişki, bireyselliğin, örtük ilişkilerin ve yalnızlığın kutsanması yoluyla görece yönetilebilir hale getirilir burjuvazi açısından. Tam da bu noktada devrimci sanat devreye girer. Devrimci sanat ve onun duygu politikası, uzlaşmaz çelişkilerin içinde kolektif bilinci ve hafızayı temel referans noktası kabul eder ve ezilenler lehine bu temel çelişkiden faydalanmaya çalışır.
Peki şiiri, edebiyatı ve müziği devrimci yapan nedir?
Devrimci sanat, öfkeyi bilinçli bir kopuş düzeyine taşımayı hedefler; hüznün isyana dönüşmesi halidir.
Gerçekten devrimci olan, hüznü estetize etmek değil; hüzünle birlikte öfkeyi örgütlemektir. Biriken öfkenin kolektif bir hayalin peşinden yola çıkma ihtimalini çoğaltmaktır. Devrimci sanat, düzenin sunduğu yalnızlık ve korku rejimine karşı, kolektif bir duygulanım alanı açabildiği ölçüde mümkündür.
Sonuç olarak devrimci sanat, yalnızca bir içerik meselesi değil, bir duygu politikası meselesidir. Bireysel deneyimi kolektif hafızaya bağladığı, melankoliyi devrimci eylem potansiyeline dönüştürdüğü ve korkunun yerine tüm ezilenlerin yan yanalığını koyabildiği ölçüde devrimci bir karakter kazanır. Tehlikeli olan yan da tam burada başlar; faşist burjuva devlet için asıl tehdit budur.
Bir kıvılcımın yangına dönüşme ihtimali, hakikatin açığa çıkma ihtimali; bugün kulaktan kulağa fısıldanan sözün milyonların yan yana gelişiyle gür bir haykırışa dönüşme ihtimali devleti korkutan şeydir. Sanatı, devrimci propagandanın bir silahına dönüştürmek; bunu ezilenlerin kürsüsünden umuda ve direnişe tutunarak “Biz kazanacağız” diyebilmek; “birlik, mücadele ve zafer” sloganları atmak ve en önemlisi, tüm tasfiyeci dalgaya ve savruluşlara rağmen devrimci iddia ve kararlılığı sanat cephesinde de koruyabilmek.
Evet, BEKSAV'lı sanatçılar sevgili Kutsiye Bozoklar'ın söylediği ve eylediği gibi "Kolektif bilinçlerdeydiler". Ezilenlerin tarihinde bir mağduriyet hikayesi olarak kalmak değil; tarihin yaratıcı kuvveti olacak faillik mertebesine ulaşmaktır devrimci sanatçı olmak. Mağdur olan taraf, çelişkileri keskinleştirmez ve nedenleri mevcut üretim ilişkileri içinde arar. Oysa fail, mağduru olduğu tarihin kendisini içerir ve aşar. Bu aşkınlık hali, onu devrimci bir kurucu özneye dönüştürür ve bu kurucu özne yeni bir tarihin yaratıcısına dönüşür. Ve bu bilinç hali ancak ve ancak üretim ilişkilerindeki temel çelişkinin yeniden başka bir düzlemden ancak bir toplumsal devrimle mümkün olabileceğini bilince çıkarılmasıyla mümkündür.
Devrimci sanatçı olmak da bu yönüyle kurucu bir akla ve özneleşme bilincine sahip olmayı gerektirir. Kurucu bir devrimci sanat öznesi olabilmek, iddialarının altını eyleminle doldurmayı da zorunlu kılar.
Tüm bu nedenlerle polis iddianamelerinde yer alan sözde “itirafçı” beyanlarının tamamı birer paçavradır. Evet, bu paçavralar yoldaşların tutsak edilmesine gerekçe yapılmıştır. Ama asıl neden başkadır.
Asıl neden; Tiyatro İmge'nin Meyrem oyununda kadın özsavunmasını sahneye taşımasıdır.
Asıl neden; Ölüm Uykudaydı ile tecrit işkencesini ve devrimci mücadele tarihinin hapishane direnişlerini görünür kılmasıdır.
Asıl neden; BEKSAV'ın emekçi semtlerini dolaşarak İstanbul'un ortasında denizi hiç görmemiş emekçi ailelelerin çocuklarına tiyatroyu götürmesidir.
Asıl neden; Grup Vardiya'nın işçi direnişlerinde, miting alanlarında, grev çadırlarında marşlar söylemesi; ölümsüz devrimci önderleri anarken tüm ezilenlerin bilincini keskinleştirmesidir.
Asıl neden; BEKSAV Müzik Topluluğu'nun Maraş'ta ve Hatay'da enkazın tozu henüz dağılmamışken zalimlere karşı Pir Sultan'ın sözünü çoğaltması, Hızır Paşalara karşı direnişin sesini yükseltmesidir.
Asıl neden; Rojava direnişine, Filistin'e, kuyu tipi hapishanelere, direnen işçilere, kadın özgürleşmesine ve hendek direnişinde ölümsüzleşen Taybet İnan'a ağıtlar yakmasıdır.
Asıl neden; sözünü mücadele tarihinin ölümsüz devrimci önder ve sanatçılarına adaması, onların bıraktığı yerden yürümeye devam etmesidir.
Asıl neden; BEKSAV'ın bahçesini hapishanelerdeki devrimci tutsakların sanat ürünlerine açmasıdır. Demir kapıların, yüksek duvarların ve tecridin karşısına bir sergi alanı, bir buluşma mekânı, bir kolektif hafıza alanı çıkarmasıdır. Tutsakların resmini, şiirini, edebiyatını ve sözünü kamusal alana taşımasıdır.
Asıl neden; Sanat ve Hayat Dergisi'nin hapishanelerin dışarıya açılan kapısı olmasıdır. Zindanların şiirini, öyküsünü ve direnişini dışarıya taşıyan bir nefes hâline gelmesidir.
Asıl neden onların "suç" işlemesi değil; ezilen halkın direniş ve hafızasını diri tutmalarıdır. Bu yüzden BEKSAV'ı savunmak yalnızca birkaç sanatçıyı değil, kolektif bilinci, direniş geleneğini ve devrimci sanatın meşruiyetini savunmaktır.