Arif Çelebi yazdı / Rojava Devrimi: Entegrasyonla Tasfiye ve Direniş
Entegrasyona "demokratik" sıfatı ekleyince içeriğini değiştirmiş olmuyorsunuz, olsa olsa tasfiyeyi kamufle etmiş olursunuz. Suriye için bu çok daha belirgindir. Bir çete topluluğuna devlet teslim edildi. Bu çete, emperyalistlerin hizmetinde politik İslamcı bir rejim inşa ediyor. Bu rejim gelecekte nasıl bir şekil alacak? HTŞ’nin ve onu destekleyen emperyalistlerin, bölgesel yayılmacıların, rejimi burjuva anlamda da olsa demokrasi yönünde geliştirme hedefleri var mı? Öyle olmadığı açık.
Ortadoğu emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn ediliyor. İran’ın bölgedeki kollarının kırılmasının ardından şimdi de omurgası kırılmak isteniyor. İsrail bölgede hâkim güç olarak önü açılıyor. Bütün bunlar, kapitalist ekonominin can damarlarından olan enerji kaynakları ve geçiş yollarını barındıran bölgeyi emperyalist tekellerin hizmetine engelsizce peşkeş çekme çabasının bir sonucudur. Enerji kaynakları ve geçiş yollarına hakimiyet kadar önemli bir başka konu bölgenin devletler arası çatışmalardan arındırılarak geniş bir birleşik pazar olarak yeniden örgütlenmesidir. Bu yeniden örgütlenme ile emperyalist tekeller için yeni sermaye yatırım imkanları, bir bakıma Ortadoğu pazarının derinliğine genişletilmesi hedefleniyor. Elbette bütün bunlar aynı zamanda Çin’in bölgeden uzaklaştırılması ve genel olarak iktisadi ve siyasi olarak çevrelenmesi ve içten çözülmesi koşullarının olgunlaştırılması yönündeki ABD’nin genel stratejinin bir aşamasıdır.
HTŞ yönetimindeki Suriye, tam da ABD emperyalizmi ve ortaklarının çizdiği hattan yeniden şekilleniyor. Suriye’nin birleşik-merkezi bir devlet olarak örgütlenmesi, İran’ın bölgeye yeniden dönmesinin bütün koşullarının bertaraf edilmesi, Suriye’nin İsrail için bir tehdit olmaktan çıkarılması ve Suriye pazarının emperyalist yağmaya engelsiz açılması yönündeki hedefler doğrultusunda HTŞ yönetiminin konumu sağlamlaştırılıyor. Suriye’deki hiçbir gelişme emperyalistlerin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme politikasından bağımsız ele alınamaz. HTŞ çeteleri Alevilere soykırımcı saldırılar gerçekleştirdiğinde emperyalist medya çevreleri bunu göremezden geldi, çünkü bu soykırımcı saldırı Suriye Alevilerinin siyasi bir güç olarak tam tasfiyesi ve böylece İran’ın olası bir geri dönüş zemininin ortadan kaldırılmasına hizmet ediyordu. Buna karşın Dürzilere yönelik saldırıya aynı çevreler büyük tepki gösterdi, çünkü, HTŞ’nin bu bölgeye hâkim olması İsrail’in güvenliğine bir tehdit oluşturabilirdi. HTŞ, ABD’nin desteği ile Kürt güçlerine saldırdığında AB, saldırganlara tam destek vermekten geri durmadı, çünkü, birleşik bir Suriye için Kürtlere boyun eğdirilmesi gerekiyordu.
ENTEGRASYONLA BAŞLAYAN YENİ DÖNEM
29 Ocak 2026’da varılan uzlaşma esasen ABD emperyalizminin daha önceki planlarına uygun olarak gelişti. Fiilen ABD’nin Ortadoğu sömürgeler valisi olarak görev yürüten T. Barrack, HTŞ’nin Kürt güçlere saldırısından çok önce özerk yönetimin tasfiye edilmesi gerektiğini söylemiş ve Kürtlerin sınırlı bir idari özerkliğe razı olmasını istemişti. Kürtlerin, kimi tavizlerle de olsa siyasi özerkliği koruma çabasında ısrar etmesi üzerine HTŞ’ye Kürtlere hücum emri verdi. Bu yeni durumda ABD idari özerkliği de ortadan kaldırarak HTŞ’nin Suriye’nin bütününe tam hakimiyetini hedefledi. Kürtlerin ve onlarla birlikte Özerk Yönetim bölgesindeki Hristiyan halkların YPG-YPJ ile topyekûn direnişe geçmesi, devrimci kazanımların bütünüyle tasfiyesini engelledi. Direnişin bir çeşit halk savaşı halini alması ve dört parça Kürdistan’ı harekete geçirmesi ABD ve ortaklarını HTŞ’yi durdurmaya mecbur bıraktı. Savaşın sürmesi halinde Aleviler ve Dürziler de yeniden harekete geçebilir ve gelişecek yaygın bir iç savaş birleşik ve merkezi bir Suriye planını tarumar edebilirdi. Bu nedenle kimi geçici tavizlerle Özerk Yönetimi "entegrasyon" adı altında uzun sürede adım adım tasfiye etme planını devreye koydular. 29 Ocak Anlaşması ile bir yanda Kürtlere yönelik soykırımcı saldırıların önüne geçilse de bir yanı ile de devrimin "barışçıl" biçimde tasfiye süreci amaçlanıyordu. Bu anlaşmayla birlikte artık eskisi gibi fiilen bağımsız ve Özerk Yönetimin arzuladığı gibi bir siyasi özerklikten, kısacası geçmişteki anlamda bir "Rojava Devrimi"nden bahsetmek mümkün olmayacaktı. QSD’nin (ki artık YPG demek daha doğru olur) dört tugay olarak varlığını sürdürmesi, asayiş kuvvetlerinin bölgelerde güvenliği sağlaması, Kürtçe eğitime dair kazanımların koruması gibi konular bütünsel bir tasfiyenin engellenmesi bakımından önemlidir ama tasfiye saldırılarını durdurmaya yeterli değildir. HTŞ, olanak bulduğunda bu tasfiyeyi hızlandırmak için harekete geçecektir. Asıl mesele şudur Kürtler, bu adım adım tasfiye saldırısına, eritmeye boyun eğecekler midir?
ENTEGRASYONLA TASFİYE SÜRECİ
Entegrasyona "demokratik" sıfatı ekleyince içreğini değiştirmiş olmuyorsunuz, olsa olsa tasfiyeyi kamufle etmiş olursunuz. Suriye için bu çok daha belirgindir. Bir çete topluluğuna devlet teslim edildi. Bu çete, emperyalistlerin hizmetinde politik İslamcı bir rejim inşa ediyor. Bu rejim gelecekte nasıl bir şekil alacak? HTŞ’nin ve onu destekleyen emperyalistlerin, bölgesel yayılmacıların, rejimi burjuva anlamda da olsa demokrasi yönünde geliştirme hedefleri var mı? Öyle olmadığı açık.
Özerk Yönetim kurumları merkezi devlet kurumları haline getirilecek, QSD, Suriye askeri yapılanması içine alınarak Savunma Bakanlığına, iç güvenlik İçişleri Bakanlığına bağlanacak, okullar Suriye Eğitim Bakanlığı bünyesine dahil edilecek. Atamalarda son karar yetkisi HTŞ’de olacak. Bu koşullar altında bir özerklikten bahsedilemez. Eğer siyasi bir özerkliğiniz yoksa süreç içinde eriyip yok olursunuz, çünkü, kendi alanınızda bir egemenliğinizden söz edilemez. Egemenlik, doğrudan merkezi devlete devredilmiştir. Durum hâlihazırda budur ve giderek bu yönde derinleşecektir. Size düşen, olsa olsa, egemenlik kullanma yetkisi olamayan yerel yöneticilerinizi seçme hakkıdır. Kaldı ki bugün bu yöneticileri atamak da HTŞ’nin yetki alanındadır. Bunun devrimci kazanımları tasfiye anlamına geleceği açıktır.
HTŞ’nin sözcülerinden A. Hilali’nin yaptığı açıklamalar bunu son örneğidir. Sözcü, "Kanton ve Özerk Yönetim gibi şeyleri kaldırıp herkes için birleşik bir Suriye inşa etmek istiyoruz. Özerk Yönetim kalmayacak" diyor ve ekliyor: "Asayiş diye bir şey kalmayacak. Bunların hepsi gidecek ve tek bir devlet olacak. Devlet çatısı altında birleşecekler, yani entegrasyon sağlanacak."
Neredeyse benzer bir açıklama iki ay önce Türkiye MSB sözcüleri tarafında yapılmıştı: "Entegrasyonun Suriye'nin üniter yapısını, tek devlet, tek ordu ilkesini güçlendirecek şekilde gerçekleşmesinden başka bir ihtimalin söz konusu olmadığını hatırlatıyoruz." T. Barrack’ın benzer yöndeki açıklamaları ile birlikte ele alındığında HTŞ’nin entegrasyonun içeriğine dair yaptığı belirlemenin ne anlama geldiğini daha net anlaşılmaktadır.
Heseke valisi Nureddin Ahmed’in "Doğal kaynaklar, Suriye yasaları çerçevesinde tüm Suriyelilerin ortak malıdır. Sınır kapıları da bahsettiğim entegrasyon sürecine dahildir", açıklaması, Kürt tarafının da entegrasyon sürecine uygun hareket ettiğini göstermektedir. Burada söz konusu edilen doğal kaynakların paylaşımı ya da sınır kapılarının kontrolü değildir, Rojava Kürdistan’ı toprakları üzerinde egemenliğin kime ait olduğu ya da bu egemenliğin hangi düzeyde paylaşıldığıdır. Entegrasyon, egemenliğin paylaşımını değil devrini içeriyor.
TASFİYEYİ DURDURMAK VE DEVRİMİN KAZANIMLARINI SAVUNMAK
Rojava Devriminin kazanımlarını savunmak için orada ne olup bittiğini objektif biçimde anlamak gerekir.
Rojava devrimi; ulusların, dinlerin, mezheplerin bir arada barış içinde yasabileceğini gösterdi. Bu sadece Suriye için değil, ulus, mezhep ve din çatışmaları ile perişan olan Ortadoğu halkları için başlı başına bir kazanımdır. Halkların meclisler kurarak kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olması da Ortadoğu gibi diktatoryal sistemler dışında burjuva demokrasisi dahil bir demokrasi ile tanışmayan halklar bakımından devrimci-demokratik bir mirastır. Kadınların hiçleştirildiği bir coğrafyada eş başkanlık ve kadın meclisleri ile yönetime eşit düzeyde katılmaları ve kadın ordulaşması açık ki bir devrimci dönüşümdür.
Şimdi bütün bu kazanımlar entegrasyon adı altında ortadan kaldırılmak isteniyor. YPJ ile ilgili yapılan tartışmalar bunun son örneğidir. Kadın ordulaşmasının tasfiyesi yönündeki girişimler kadın devrimi kazanımlarının ortadan kaldırılmasının adımlarından biridir. Kurumların merkeze entegrasyonu ile birlikte eş başkanlık ve kadın meclisleri de tasfiyeden payını alacaktır.
Rojava devriminin kazanımları henüz bütünüyle ortadan kaldırılmış değil ama kaldırılması yönündeki süreç işliyor. Eldeki kazanımları korumak, gelecekteki yeni devrimci atılımlar için bir zorunluluk.
HTŞ’nin, emperyalistlerin ve başta Türk devleti olarak bölge gericilerinin desteğine rağmen istikrarlı bir yönetim kurması mümkün görünmüyor. Önümüzdeki dönemde Suriye halkları ile HTŞ yönetimi arasında çatışmalar çıkması hiç de sürpriz olmayacaktır. Bütün bu süreçlerde Suriye halklarının aklına ilk gelecek olan Rojava Devrimi sürecinde elde edilen kazanımlar olacaktır. Bu devrimci demokratik deneyimi canlı tutmak, devrimci mevzileri korumak, entegrasyonla uygulanan tasfiye saldırısına mevzi mevzi çarpışarak barikat kurmak Rojava’da günün önde gelen devrimci görevidir.
Henüz görev başında olan Özerk Yönetim’in, entegrasyonla hızlandırılan tasfiye saldırısına karşı halkı örgütlemek, mevzi direnişlerine geçmek, diğer halklara da umut vermek yerine "normal" bir süreç olarak görmesi büyük bir hatadır. Emperyalistlerin ve bölge gericilerinin dayatması ile girilen entegrasyon sürecini, katliamcı saldırıları engellemek ve kimi kazanımları korumak için zorunlu olarak kabul etmek ayrıdır, bunu "normalleştirmek" ayrıdır. Bu normalleştirme halkın siyasi, örgütsel ve ideolojik olarak silahsızlandırılmasına ve Özerk Yönetimin tasfiye sürecini hızlandırmaya hizmet eder.
YENİ DEVRİMCİ ATILIMLAR İÇİN BİRLEŞİK CEPHE
Suriye’de ne ABD ne Türk devletinin ne de HTŞ’nin planlarının pürüzsüz biçimde hayata geçeceği ileri sürülemez. Az çok "istikrarın" sağlandığı bir anda bile birçok şeyin alt üst olması mümkündür. Bu nedenle elde kalan mevzileri korumak sadece bugün için değil gelecek için büyük öneme sahiptir.
Rojava Kürdistan’ındaki halkların devrimci demokratik kazanımları koruması için yeni düzeyde örgütlenmesi kaçınılmazdır. Dün var olan devrimci yönetimin olanakları giderek zayıflayacak ve tükenecektir. Yeni döneme uygun örgüt ve mücadele biçimlerine hazırlık yapılması zorunludur. Bir iktidarın desteğinde olan değil ona rağmen bir örgütlenme ve mücadele döneminin başladığını görmek gerekir.
Bununla birlikte Aleviler ve Dürziler gibi diğer halklarla devrimci demokratik birlikler kurulması bir zarurettir. Kürtler, önceki dönemdeki koşullarda değiller, kendi başlarına emperyalistlerin desteğindeki HTŞ iktidarının saldırılarına karşı durmaları güçtür. Bu nedenle birleşik bir cephe kurulmalıdır ki bu cephe aynı zamanda Arap halkını da kapsamalıdır. Entegrasyon süreci ile hedeflenen tasfiye ancak bu yoldan durdurulabilir.
Rojava Devriminin kazanımlarını savunmak için enternasyonal destek dün olduğu gibi bugün de gösterilmelidir. Ortadoğu, emperyalistler kadar devrimciler bakımından da önemlidir. Rojava devrimi bugün önceki mevzilerinden önemli ölçüde geri çekilse de eldeki kazanımları ve geride bıraktığı devrimci mirasla varlığını sürdürüyor. Onun bütünüyle tasfiyesini engellemek, ona güç ve cesaret vermek devrimci enternasyonalistlerin görevidir. Devrimci kazanımların kaybedilmesine neden olan politikaların eleştirisi hiçbir biçimde devrimci mirasa yüz çevirmeyi gerektirmez. Bu, sadece Kürtlerin değil dünya halklarının mirasıdır.